Geçmeyen sarılık, hemolitik anemi ve safra taşı şikayetleri için kanda Piruvat Kinaz enzim analizi. Yerinde kan alımı hizmeti.
Piruvat kinaz testi, kırmızı kan hücrelerindeki piruvat kinaz enziminin ne kadar aktif çalıştığını ölçen bir kan tahlilidir. Kırmızı kan hücreleri vücuda oksijen taşır ve bu işi yapabilmek için sürekli enerjiye ihtiyaç duyar. Bu enerjiyi sağlayan temel mekanizmalardan biri glikoliz adı verilen şeker yakma sürecidir ve piruvat kinaz, bu sürecin son ve en kritik basamağındaki enzimdir. Enzim eksik olduğunda hücreler yeterli enerji üretemez, zarları zayıflar ve ömürlerini tamamlamadan erken parçalanır. Tıpta bu duruma hemolitik anemi yani kan yıkımına bağlı kansızlık denir. Bu hastalık genetik bir miras olarak ebeveynlerden çocuğa geçer ve demir hapıyla çözülmez. Dolayısıyla piruvat kinaz testi, sıradan kansızlık tedavilerine yanıt vermeyen hastaların gerçek tanısına ulaşmayı sağlayan özel bir enzim analizidir.
Piruvat kinaz eksikliği, otozomal resesif (çekinik) kalıtımla aktarılan genetik bir eritrosit enzim hastalığıdır. Bunu basitçe anlatmak gerekirse: hastalığın ortaya çıkması için hem anneden hem babadan bozuk gen kopyası almak gerekir. Tek kopyayı taşıyanlar (heterozigot) genellikle sağlıklıdır ve hiçbir belirti göstermez; ancak iki taşıyıcı birey çocuk sahibi olduğunda bebeğin hasta doğma olasılığı %25'tir. Hastalığın şiddeti kişiden kişiye büyük farklılık gösterir: bazı hastalarda doğumdan itibaren ağır kansızlık ve transfüzyon (kan nakli) ihtiyacı varken, bazılarında yetişkinliğe kadar fark edilmeyen hafif bir tablodur. Dünya genelinde tahmini sıklığı 1/20.000 civarındadır; ancak akraba evliliklerinin yaygın olduğu toplumlarda bu oran belirgin biçimde artar. Türkiye'de akraba evliliği oranının yüksek olduğu bölgelerde piruvat kinaz eksikliği düşünülenden daha sık karşılaşılan bir tanıdır. G6PD eksikliğinden sonra en sık görülen eritrosit enzim bozukluğudur; ancak G6PD kadar iyi bilinmediği için sıklıkla gözden kaçar.
Piruvat kinaz eksikliğinin en belirgin işareti, demir ve vitamin düzeyleri normal olmasına rağmen devam eden kansızlıktır. Yenidoğan döneminde kan uyuşmazlığı olmadan uzayan sarılık, bu hastalığın ilk ve en erken sinyalidir; bebeğin bilirubini (sarılık pigmenti) beklenen sürede düşmez ve fototerapi (ışık tedavisi) ihtiyacı uzar. Çocukluk çağında solgunluk, çabuk yorulma, efor sırasında nefes darlığı ve büyüme geriliği dikkat çeker. Dalağın büyümesi (splenomegali) sık karşılaşılan bir bulgudur; çünkü dalak, hasarlı kırmızı hücreleri temizleyen ana organdır ve iş yükü arttıkça büyür.
Daha az bilinen ama tanı açısından değerli belirtiler şunlardır:
Test, koldan alınan venöz kan örneğiyle yapılır. Alınan kanda piruvat kinaz enziminin aktivitesi ölçülür; sonuç genellikle ünite/gram hemoglobin (U/g Hb) cinsinden raporlanır. Normal enzim aktivitesi laboratuvara göre değişmekle birlikte genellikle 6-12 U/g Hb aralığında kabul edilir; bu aralığın altı enzim eksikliğini gösterir. Testin güvenilirliğini etkileyen birkaç kritik nokta vardır. Birincisi, yakın zamanda kan nakli almış hastalarda verici kanı sonucu yanlış normal gösterir; bu nedenle testin transfüzyondan en az 3 ay sonra yapılması önerilir. İkincisi, lökositlerdeki (beyaz kan hücreleri) piruvat kinaz aktivitesi eritrositlerdekinden farklıdır ve örnek yeterince iyi ayrılmazsa lökosit kontaminasyonu sonucu yapay olarak yükseltir. Bu nedenle laboratuvarın lökosit uzaklaştırma prosedürü uygulaması sonucun doğruluğu açısından zorunludur. Lökosit ayrımı yapılmadan ölçülen piruvat kinaz aktivitesi güvenilir değildir ve gerçekte hasta olan bir kişide yanlış normal sonuç vererek tanıyı kaçırır.
Piruvat kinaz eksikliği, başka hemolitik anemilerle ve hatta sıradan demir eksikliği anemisiyle sıklıkla karıştırılır. G6PD eksikliği en bilinen benzer hastalıktır; ancak G6PD eksikliğinde hemoliz (kan yıkımı) genellikle belirli tetikleyicilerle (bakla, bazı ilaçlar, enfeksiyon) alevlenirken, piruvat kinaz eksikliğinde hemoliz süreklidir ve tetikleyiciden bağımsız devam eder. Herediter sferositoz adlı bir diğer hastalıkta ise kırmızı hücrelerin şekli bozulur ve dalak tarafından erken yıkılır; periferik yaymada küre şeklinde hücreler (sferositler) görülmesi bu tanıyı düşündürür. Talasemi (Akdeniz anemisi) de kronik kansızlık yapan genetik bir hastalıktır; ancak talasemide hemoglobin yapısı bozuktur, enzim düzeyleri normaldir. Ayırıcı tanıda en sık düşülen tuzak, çocuktaki kansızlığı "demir eksikliğine" bağlayıp aylarca demir vermektir. Demir tedavisine rağmen hemoglobin yükselmiyorsa, retikülosit (genç kırmızı hücre) sayısı yüksekse ve indirekt bilirubin artmışsa, bu üçlü hemolitik anemi düşündürmelidir ve enzim çalışmaları mutlaka istenmelidir.
Piruvat kinaz eksikliği genetik bir hastalık olduğu için kalıcı bir kür yoktur; tedavi hastalığın şiddetine göre destekleyici yaklaşımlarla yönetilir. Hafif vakalarda folik asit takviyesi yeterli olabilir; çünkü kronik hemoliz (sürekli kan yıkımı) folik asit tüketimini artırır ve eksikliği kansızlığı daha da derinleştirir. Orta şiddetteki vakalarda düzenli veya aralıklı kan nakli gerekebilir; özellikle enfeksiyon dönemlerinde hemoglobinin tehlikeli düzeylere düştüğü hemolitik krizlerde acil transfüzyon hayat kurtarıcıdır. Ağır ve transfüzyon bağımlı vakalarda dalak alınması (splenektomi) düşünülür; dalağı çıkarılan hastalarda hemoglobin düzeyi ortalama 1-3 g/dL yükselir ve transfüzyon ihtiyacı azalır veya tamamen ortadan kalkar. Ancak dalağın alınması bağışıklık sistemini zayıflatır ve özellikle kapsüllü bakterilere (pnömokok, meningokok, Haemophilus) karşı ağır enfeksiyon riskini artırır; bu nedenle splenektomi öncesi bu bakterilere karşı aşılama yapılması zorunludur.
Çoğu uzman aksini iddia etse de, piruvat kinaz eksikliğinde son yıllarda umut veren yeni tedaviler gelişmektedir. Mitapivat adlı bir ilaç, bozuk piruvat kinaz enzimini stabilize ederek aktivitesini artıran bir "enzim aktivatörüdür" ve klinik çalışmalarda hastaların hemoglobin düzeyini yükselttiği, transfüzyon ihtiyacını azalttığı gösterilmiştir. Bu ilaç, hastalığın kök nedenine yönelik tedavi sunan ilk molekül olması açısından devrim niteliğindedir. Gen tedavisi araştırmaları ise henüz erken aşamadadır ancak gelecekte kalıcı çözüm sunma potansiyeli taşımaktadır.
En kritik hata, yakın zamanda kan nakli almış bir hastada test yapmaktır. Verici kanındaki normal enzim aktivitesi, hastanın kendi enzim eksikliğini maskeler ve sonuç yanlış normal çıkar. Test, son transfüzyondan en az 3 ay sonra yapılmalıdır. İkinci yaygın hata, lökosit uzaklaştırma prosedürü uygulanmadan ölçüm yapmaktır. Lökositlerdeki piruvat kinaz aktivitesi eritrositlerdekinden 300 kata kadar yüksek olabilir; az miktarda lökosit kontaminasyonu bile sonucu normal gösterir ve tanı kaçar. Üçüncü hata, retikülosit sayısını göz ardı etmektir. Retikülositlerdeki (genç kırmızı hücrelerdeki) enzim aktivitesi olgun eritrositlerden daha yüksektir; kronik hemolizde retikülosit sayısı artar ve toplam enzim aktivitesini yapay olarak yükseltebilir. Bu nedenle sonuç retikülosit sayısıyla birlikte değerlendirilmelidir. Dördüncü hata ise enzim testi yerine sadece gen testine güvenmektir. Gen testi mutasyonun varlığını gösterir ama enzimin ne kadar çalıştığını söylemez; aynı mutasyonu taşıyan iki hastada enzim aktivitesi ve klinik tablo farklı olabilir. Dolayısıyla tanı, enzim aktivite ölçümü ve genetik testin birlikte değerlendirilmesiyle kesinleştirilmelidir.
Pratikte pek bilinmeyen ama hayat değiştiren bir gerçek vardır: piruvat kinaz eksikliği olan hastalar, kronik hemolize bağlı olarak vücutlarında aşırı demir birikimi geliştirir. Bu birikim hem tekrarlayan kan nakilleri hem de bağırsaktaki demir emiliminin artmasıyla hızlanır ve tedavi edilmezse karaciğer, kalp ve hormonal bezlerde kalıcı hasar yaratır. Dolayısıyla piruvat kinaz eksikliği tanısı alan her hastada ferritin düzeyi düzenli olarak takip edilmeli ve gerektiğinde demir atılım tedavisi (kelasyon) başlanmalıdır. Kansızlık var diye demir vermek bu hastalar için zararlıdır; asıl yapılması gereken, biriken fazla demiri vücuttan atmaktır.